Home / Türkün Tarixi / ÖTÜKEN VE ÖTÜKEN ADI ÜZERİNE
Ötüken-ve-Ötüken-Adı-Üzerine-646x339

ÖTÜKEN VE ÖTÜKEN ADI ÜZERİNE

Türklerin kutsal mekânı Ötüken, matematiksel konum olarak 47° ku­zey paraleli ile 101° doğu meridyenlerinin çakıştığı yer olarak tarif ediliyor.[1] Matematiksel konumu bu şekilde tarif edilen Ötüken, Türkolog A. Von Gabaın’in dediğine göre, güneyinde Hangay (Hsün-chi) Dağı, kuzey­de ise Tamır ırmağı ile çevrelenmiş doğal savunma kalesi durumunda olan bir yayladır.[2] F. Sümer ve Fuzuli Bayat’a göre ise Ötüken, şimdi Mo­ğolistan’da Hangay sıra dağlarının doğu kesiminde Orhun ve Tamır Ir­maklarının kaynaklarının bulunduğu yerde, Uygurların başşehri olan Ordu Balık’ın az güneyinde bulunmaktadır.[3] Bu konuda son zamanlarda görüş beyan eden Saadettin Gömeç’e göre de, ‘il idare edilecek yer’ ola­rak gösterilen bu yerin tek bir nokta olmaması, bunun geniş bir coğrafî mekânı ifade etmiş olması gerekir.[4] Ötüken’in yeri konusundaki en yeni çalışmayı yapmış olan Erhan Aydın geniş bir kaynakça ve yazıtlardaki bilgilerin dikkatli bir incelemesi ile konu üzerinde yeni önerilerde bulun­muş, Ötüken’in yerini de, bugünkü Moğolistan’ın Zavhan-Aymak sınırla­rı içerisinde bulunan ve 4021 m. yükseklikteki Otgon Tenger dağı civarı olarak tespit etmiştir.[5]

Gök Türklerin başkenti olan Ötüken bölgesinde başlıca üç ırmak var­dır. Bunlardan Orhun Irmağı, şehrin güneyine bitişik dağlardan çıkıp kuzey-doğuya doğru, Tamır Irmağı, şehrin batısından geçerek kuzeye doğru, Kurban Tamır Irmağı ise kuzey doğuya doğru akardı. Bu ırmakla­rın her üçü de, başkentin yaklaşık 48 km (30 mil) kadar kuzeyinde bulu­nan bir yerde birleşerek büyük Selenga nehrini oluştururdu.[6] Orhun ve Tamır ırmaklarının baş kısımları, Türklerin ve hattâ bütün Orta Asya halklarının en kutsal yeri sayılan Ötüken bölgesini çeviriyordu.[7] Kitabe­lerde yalnız ‘Iduk Ötüken’ ve ‘Tamıg Iduk Baş’ kutsal olarak görülüyor. Bunlardan ilki, kağanlık merkezi, diğeri ise Tanrıya kurbanlar sunulan ve bir ziyaretgâh durumunda olan Tamır suyunun kaynağıdır.[8]

Güneyinden Hangay Dağı, kuzeyden de Tamır ırmağı ile sarılmış olan Ötüken yaylaları, tabiî ve yüksek bir kale vaziyetinde idi. Yaylanın bu va­ziyeti, müdafaasını kolaylaştırdığı gibi, orada hâkim olan kuvvetin etrafa nüfuz ve tesirini de kolaylıkla temin ediyordu. Onun için bu dağ diğer bütün uruğ ve milletler için daima önemli bir devlet merkezi, yaz için ga­yet iyi bir yayla ve tehlikeli zamanlarda da mükemmel bir korunma yeri idi. Ötüken dağının bu fevkalâde vaziyeti buraya eller gözünde tarih bo­yunca süren büyük ehemmiyet kazandırmış ve Türklerde bu dağın kut­siyet ocağı ve mukaddes ruhun ikametgâhı olduğu kanaâtini doğurmuştu.[9] Yani Ötüken, Çin’e taarruz eden bozkır orduları için bir üs ve mü­himmat merkezi olması sebebiyle olduğu gibi, burasının savunulması için de önemli olmuştur.[10]]

Ötüken, iktisadî ve stratejik konumu sebebiyle Hun devletinin başkenti olmuş, hem birinci hem de ikinci Gök Türk İmparatorluğunun başkenti ve kutsal vatan sembolü durumuna gelmiş, ayrıca Uygur Türk devleti ile Cengiz devletine de başkentlik yapmıştı. Orhun-Yenisey yazıtlarında or­manlık ve dağlık bir yer olarak belirtilen Ötüken Aşina boyunun tözü olmalıdır.[11] Gök Türklerde, tabiat ruhları yazıtlarda görüldüğüne göre ‘yer-su’lar diye anılıyordu. Bu tâbir ‘yer-suv’ şekliyle Uygurlarda da vardı ve bu ‘yer-sular’ kutsal ‘ıduk’ yani mübarek ve mukaddes sayılıyordu.[12]

Orhun_Harita11

Orhun ırmağının kaynağına yakın yerdeki Ötüken yöresi anlaşıldığına göre, sulak, çayırlık, her bakımdan hoş bir yerdi.[13] Bahaeddin Ögel’e gö­re ise asılında Gök Türklerin başkenti olan Ötüken bölgesi ıssız, tabiat şartları bakımından çok verimsiz dolayısıyla çok sayıda insanın barınamayacağı bir yerdeydi.[14] Ötüken’in bulunduğu yerler, Batı Gök Türkleri­nin Tanrı Dağları’ndaki yaylaları ve ovaları ile karşılaştırıldığında, bu ünlü başkentin çok verimsiz bir yer olduğu açık olarak görülebilir. Hattâ bu sebeple Ötüken etrafındaki yerlerde, büyük şehirlerin ve medeniyetle­rin kurulmuş olmasını beklemek yersizdir. Ancak, başkent Ötüken Bölgesi’nin, askerî strateji bakımından önemli bir yeri vardı. Ötüken Bölgesi Büyük Gök Türk devletinin Çin ile olan bağları bakımından çok önemli bir bölgedir. Ötüken’in güney-doğusundan Gobi çöllerinin içlerine doğru uzanan Altay Dağları’nın bir ucu, Çin’e gitmek için güzel bir sıçrama tahtası vazifesi görüyordu. Özellikle abidelerin bulunduğu Koşo-Çaydam bölgesi, geçmişte olduğu gibi, bugün bile stratejik bir öneme sahiptir. Burası Orhun Havzasının doğudan giriş kapısı olduğu gibi, Çin’den gele­cek tehlikelere karşı da ilk engelin oluştuğu yer durumundadır.[15] Belki bu stratejik önemi Ötüken’e bütün tarih boyunca önemli bir yer kazan­dırmıştır.[16]

Bir mekânın iktisadı veya stratejik ya da her ikisi bakımından isteni­len bir yer olması o mekânı tek başına kutsal yapmaya kâfi değildir. Bu bakımdan Ötüken bölgesinin kutsal bir yer sayılmasının, Orta Asya inanç ve mitolojisine dayanan birçok nedenleri olmalıdır. VII. asırda bü­tün Türk boyları ve Gök Türk imparatorluğuna bağlı yabancı boylar için Ötüken dağının ve ormanlarının kült olduğu gerek Gök Türk yazıtların­dan gerekse daha sonraki Uygur yazıtlarından[17] anlaşılmaktadır. Gök-Türkler gerçekten zamanımıza öyle yazıtlar hediye etmişlerdir ki bunlar yalnız onların hayat düzenini öğrenmek bakımından çok önemli olmakla kalmamış, birbirini takip eden fikir ritimleri halinde, âdeta sanatkârane bir surette kendi âlemlerinin hayata, ölüme, muharebeye ve teşkilâta ait tasavvurlarını ve düşüncelerini dile getirmişlerdir. Ancak Orhun Bölge­sinde Bilge Kağan, Kül Tigin ve Tonyukuk adına dikilmiş olan bu yazıt­lar, daha çok ‘İl Bengüsü’ yani devlet yazıtları olduğundan bunlarda halk inanışlarının ve geleneklerinin izlerini aramak doğru bir yaklaşım değil­dir. Bu yazıtlar zaman zaman Türk milletinden söz açarken bütün Türkler için ‘Ötüken Yış Budun’ (Kutsal Ötüken Ormanının Milleti) diyorlardı. Orhun Bölgesi’nin Orta Asya’nın en kutsal yeri olduğundan şüphe yok­tur. Yazıtlarda görüldüğü gibi Gök Türkler bu bölgeye Ötüken adını veri­yor. Hunların başkenti ‘Ejderler’ şehri, Gök Türklerin ‘Ötüken’i, Uygurla­rın ‘Ordu-Balıg’[18] ve Avarlar’ın başkenti, Cengiz İmparatorluğunun ‘Kara Kurum’[19] adlı başkentleri hep bu havza içindeydi. Uygur başkenti Ordu-Balıg uzun zaman Orta Asya tarihindeki büyük ününü kaybetmemişti.

Yazıtların ifadesinden anlaşıldığına göre Ötüken cihanın bir merkeziy­di. Bir cihan devleti olma amacında olan Türk devletinin merkezi de ci­hanın merkezinde olmalıydı. Dolayısıyla Orta Asya’yı hakimiyeti altına alan bir devlet başkent olarak Ötüken’i seçmek zorundaydı. Çünkü, bu­rası kutsal bir yerdi. Tanrı’nın dünyaya, dünyanın da Tanrı’ya en yakın olduğu yer burasıydı.[20]] Orta Asya egemenliği ancak bu görevi yerine ge­tirmekle tamamlanabilirdi.[21]

orhun_abideleri1

Sibirya ve Çin mitolojisine göre, ‘yerin, gökle birleştiği’ bazı kutsal böl­geler ve dağlar vardı.[22]Dağ ve daha eski çağlarda orman, hayat ile ölü­mün birleştiği, sonsuzluğun tahakkuk ettiği yer olmuştur.[23] Gökle yerin birleştiği nokta olması dolayısıyla ‘dağ’ dünyanın merkezidir ve büyük bir ihtimalle dünyanın en yüksek yeridir. Bu nedenle kutsal bölgeler, kutsal yerler, tapınaklar, saraylar, kutsal şehirler dağlarla özdeşleştirilmiştir ve merkezdirler.[24] Dağ kültü çok eski çağlardan beri muhtelif uluslarda bulunduğu malûm olan cihanşümul bir külttür. Eski Yahudiler Sina dağını, Araplar Arafat dağını, Yunanlılar Olimpos’u, Hintliler Himaliya’yı, Moğollar Burhan-Haldun’u takdis etmişlerdir.[25] Bu bakımdan kutsal yerler, Türk toplulukları için de sadece sıradan taşlar, kaya, pı­nar, dağ, çay değildir. Bunların özellikleri kutsal dinî merkez olmaların­dan gelir.[26] Üç bölge prensibi, kökünü üç zaman kanunundan almıştır. Bu üç bölge, Gök, Yeryüzü ve Yeraltıdır. Ötüken evrenin merkezinde bu­lunmakta olup, üç zaman, geçmiş, şimdi ve gelecek, üç kozmik bölge ya­ni, yer, gök ve yer altı burada kesişmektedir.[27]

İnsanlar hangi inanç sistemine mensup olurlarsa olsunlar tarihin her döneminde Tanrı’ya ulaşmak, Tanrı’yla ilişki kurmak, dua etmek, yakar­mak amacıyla belirli mekânları kendilerine vasıta kılmışlar ve bu alanla­rı da kutsal saymışlardır. Yazıtlardan ‘yoğ’ yâni ölülere yapılan merasi­min ancak Ötüken dağ yaylalarında yapılmış olduğu anlaşılıyor. Eski Türk inanç sistemine göre Tanrı’ya yakın olarak kabul edilen yerler ha­yatın başladığı yerler olarak kabul edildiği gibi, aynı zamanda mezar ala­nı olarak da kullanılmıştır.[28]

Kutsal olarak algılanan alanlar, yaşanan dünya ile ruhanî dünya ara­sında bir geçiş bölgesi[29]olarak kabul edilmiş, buralar dünyadan ziyade diğer dünyayı temsil eden mekânlar olmuştur. Bu dünyada öbür dünya­yı hatırlatan, Tanrı’ya ulaşmada vasıta olarak kullanılan bu alanlarda yı­lın belirli dönemlerinde Tanrı’ya bağlılık göstermek ve Tanrı’ya ulaşmış (ölmüş) ataların ruhları için kurbanlar kesilmiş diğer dinî faaliyetler ger­çekleştirilmiştir.

Ch’i-tan’lar Kuzey Çin’deki Hei-shan dağını bir ölüm dağı olarak ka­bul ederlerdi. Onların inançlarına göre insan ölünce ruhları bu dağa gi­dermiş. Bunun için her yıl bu dağa kurban adarlarmış.[30]Gök Türklerin de, Ötüken’in batısında 500 li (267 km) mesafede kutsal Po-teng-ning-li (Budin inli) adlı dağı var ki anlamı ‘ilin koruyucu ruhu’ demekti. Bu dağın üzerinde ağaç ve ot yoktur. Hakanın çadırı Ötüken dağında olup, kapısı doğuya bakardı. Gök Türkler, Tanrı’ya kurban merasimini işte bu ‘Bu­dun inli’ dağının yakınındaki nehir kıyısında yaparlarmış.[31] Bu ‘Budun inli.’ dağı bütün vatanı ve milleti koruyan Tanrı’nın makamı olan dağ de­mek olmalıdır.[32] Gök Türklerin menşe mağarası olan Ergenekon ile Ötü­ken’in 500 li (267 km) batısında ata ruhlarına kurban sunulan yer ile aynı yer olduğu söylenir.[33]

Orhun0011

Kurt efsanesi yalnız Gök Türkler için değil, fakat bütün Türkler için tipiktir. Gök Türk yazıtlarında sık sık adları geçen Sir Tarduşlar kabilesi­ne ait bir kurt efsanesi vardır. Bunda, bu kabileye başı kurt başı olan bir adam görünmüş ve mahvolacaklarını bildirmiş. Bu vaka Şa-do-mi’nin başına Yü-du-cün dağının (=Ötüken) civarında gelmiş. Bu dağ Türklerin kutsal bir dağıdır. To-balar’ın da bir kurt dinine sahip olmuş olmaları pek muhtemeldir. Çok kere kuzey Çin’de kurt dağları, kurt nehirleri ve kurt dağının bir Tanrısına ait bir mabet zikredilmektedir.[34] Gök Türklerde ise kurt bayrakların üzerinde, üst kısmında tasvir olunmuştur.[35] Hat­tâ Çinliler, kurt adlı bir yıldızın durumuna bakarak, kurt ongunlu Kuzey Asya kavimlerinin geleceği hakkında hükümler de çıkarırlarmış.[36] Orta ve merkezi Asya dağlarının çoğuna Türkçe veya Moğolca mukaddes, mü­barek, büyük ata ve büyük hakan anlamına gelen adlar verilmiştir. Gök Türkler de, aynı inanç sistemi çerçevesinde ‘Iduk Ötüken, Iduk Baş, Tamug Iduk Baş’ gibi dağları takdis ederek hepsine “ıduk yer-su” demişler.

Ato.az

Z.Göytürk

About ato.az

Check Also

tamga2

Kaspi türk tayfası

Share this on WhatsApp Kaspilər Kaspilər – Kaspianada yaşamış qədim etnoslardan biridir. Kaspilər Cənubi Qafqazın e.ə. V-IV əsrlər …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *